230 kişinin öldüğü uçak kazası, yakıt depolarındaki güvenliği nasıl değiştirdi?

Yolcu uçaklarında yangın riskini azaltmak için kullanılan güvenlik önlemlerinden biri, yakıt depolarının içindeki oksijen miktarını düşürmek. Bu işlemde kullanılan azot gazı, yakıtın kimyasal yapısını değiştirmeden depoda yanıcı bir ortam oluşmasını zorlaştırıyor. Günümüzde kullanılan sistemlerin yaygınlaşmasında ise 1996 yılında 230 kişinin hayatını kaybettiği TWA 800 uçak kazası önemli bir dönüm noktası oldu.

Jet yakıtı, uçak motorlarının yanma odasında kontrollü biçimde yakılarak enerji üretilmesini sağlıyor. Ancak yakıt depolarında oluşan buharlar, uygun sıcaklık ve basınç koşullarında oksijenle birleştiğinde yangın ve patlama riski yaratabiliyor. Bu tehlikeyi azaltmanın yollarından biri, yakıtın üzerindeki boşlukta bulunan oksijen miktarını düşürmek. Azot gazı da yanmayı desteklemeyen yapısı sayesinde bu amaçla kullanılıyor. Böylece yakıt deposundaki atmosfer, tutuşma ihtimalini azaltacak şekilde düzenleniyor.

Yakıt depolarındaki azot sistemi nasıl çalışıyor?

Federal Havacılık İdaresi (FAA) tarafından belirlenen güvenlik yaklaşımında, yakıt depolarındaki oksijen oranını azaltmak için inertleme adı verilen yöntem kullanılıyor. Sistemin amacı, yakıtın üzerinde biriken buharların tutuşabileceği koşulları sınırlandırmak.

Uçaklarda ihtiyaç duyulan azot farklı yöntemlerle sağlanabiliyor. Bazı sistemlerde önceden depolanmış azot kullanılırken, daha gelişmiş çözümler uçuş sırasında çevredeki havadan azot bakımından zengin gaz elde ediyor. Bu işlemde moleküler eleklerden yararlanılarak havadaki gazlar ayrıştırılıyor. Elde edilen azot bakımından zengin hava, yakıt deposuna aktarılarak oksijen yoğunluğunun düşürülmesini sağlıyor. Böylece deponun içindeki yanma riski de kontrol altında tutuluyor.

TWA 800 kazası güvenlik kurallarını değiştirdi

Yakıt depolarında azot kullanımı başlangıçta askeri havacılıkta geliştirildi. 1960’lı yıllarda süpersonik XB-70 Valkyrie uçağında sıvı azot kullanan sistemler bulunuyordu. Benzer teknolojiler 1970’lerin başında C-5 askeri nakliye uçaklarında da kullanıldı.

Ticari havacılıkta bu sistemlerin önem kazanmasında ise 1996 yılındaki TWA 800 faciası belirleyici oldu. Kazada 230 kişi hayatını kaybetti. Ulusal Ulaşım Emniyeti Kurulu (NTSB) tarafından yürütülen soruşturma, uçağın merkez kanat yakıt deposundaki yanıcı yakıt buharlarının tutuşmasıyla bir patlama meydana geldiğini ortaya koydu.

Kazanın ardından NTSB, yakıt depolarındaki patlama riskini azaltmak amacıyla inertleme sistemlerinin kullanılmasını tavsiye etti. Bu öneriler, FAA’in 2008 yılında yakıt tanklarının yanıcılığını azaltmaya yönelik yeni kurallar getirmesine katkıda bulundu.

Böylece daha önce ağırlıklı olarak askeri uçaklarda kullanılan azot temelli güvenlik teknolojileri, ticari havacılıkta da önemli bir yer edindi. Yakıt deposunun içindeki oksijen miktarını kontrol eden bu sistemler, uçuş sırasında oluşabilecek yangın ve patlama risklerini azaltan güvenlik önlemleri arasında önemli bir yere sahip.